2017 Yüksek Askeri Şura Kararları

Picture1.png

TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ NASIL ŞEKİLLENİYOR

2017 YAŞ Öncesi Türkiye’deki Genel Durum:

AKP Hükümeti, 15 Temmuz 2016’da gerçekleşen ve Erdoğan’ın kendisine “Allah’ın lütfu” olarak nitelediği darbe girişiminden sonra, Türkiye’de üç ay süre ile “Olağanüstü Hal” rejimini ilan etti. Türkiye Anayasası gereği Olağanüstü Hal rejimi, sadece şiddet olaylarını bastırmak, ülkede huzur ve güveni tekrar temin etmek üzere kısıtlı bir süreliğine ilan edilebilir. Ancak Hükümet, 15 Temmuz’daki şiddet olayları saatler içinde bastırılmasına rağmen, Anayasayı açıkça ihlal ederek Olağanüstü Hal rejimini son bir yılda defalarca uzattı.

Erdoğan ve Hükümet bu rejimi uzatmaya hatta yaptıkları/yapacakları düzenlemelerle kalıcı kılmaya kararlı görünüyor.

Hükümet Olağanüstü Hal rejiminde, konusu ve kapsamı şiddet olaylarını önlemekle kısıtlı kalmak üzere “Kanun Hükmünde Kararname” adı verilen kurallar yayınlayarak geçici tedbirler alabiliyor. Anayasa ve kanunlar bu tedbirlerin konusunu ve kapsamını şiddet olaylarının bastırılması ile kısıtlıyor. Yine Anayasa’ya göre bu düzenlemelerle kalıcı değişiklikler yapılamıyor, daimî kurallar getirilemiyor. Ayrıca Anayasaya gereği, Hükümet tarafından çıkarılan kararnamelerin bir ay içinde Meclis tarafından onaylanması gerekiyor. Erdoğan ve Hükümeti, son bir yılda çıkardıkları Kanun Hükmünde Kararnamelerle Anayasayı defalarca ve açıkça ihlal etti. Yayınladıkları Kararnameleri Meclis’e onay için getirmedi ve Meclis’in denetim yetkisini baypas etti. Hükümet yetkisi olmamasına rağmen, bu kararnameleri suistimal ederek dev ve kalıcı tasfiyeler yaptı, 150.000 kamu görevlisini, devlet dairelerinde bir daha çalışmalarını yasaklayarak, tasfiye etti.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nde Genel Durum:

Rakamlarla ifade etmek gerekirse son bir yılda kurmay kadrolarının yüzde 90’ı, General ve Amirallerin yüzde 80’i tasfiye edildi.

Özellikle demokratik ve laik düşünceye sahip, insan haklarına önem veren, NATO ve Batılı ülkelerle uyum içerisinde olunması gerektiğini düşünen generallerin ve subay kitlesinin neredeyse tamamı tasfiye edilmiş durumda.

Tasfiye edilen Atatürk çizgisindeki generallerin ve subayların tamamı Hükümet ve ulusalcı çevreler tarafından “NATO’cu” etiketiyle fişlenen kişilerden oluşuyor.

Ayrıca Kararnamelerle Meclis tarafından onaylanmış birçok kanun değiştirilerek devlet organlarının yapısında kalıcı düzenlemeler yapıldı. Sadece Meclis’te çıkarılacak kanunlarla yapılabilecek düzenlemeler, Hükümetin hukuksuz ve keyfi Kararnameleriyle hayata geçirildi.

Örneğin çıkarılan bir Kararnameyle Meclis onayı olmadan Türk Silahlı Kuvvetlerinin yapısı kalıcı olarak değiştirildi. 15 Temmuz 2016’dan hemen sonra Hükümet bir Kanun Hükmünde Kararname çıkararak, önceden Genelkurmay Başkanlığına bağlı olan Kara, Hava ve Deniz Kuvvetleri komutanlıklarını doğrudan Milli Savunma Bakanına bağladı, Genelkurmay Başkanlığını danışmanlık seviyesine indirdi, bunun sonucunda,

Ordudaki komuta kontrolü bozdu, planlama ve koordinasyon yeteneğini zaafa uğrattı, hiyerarşiyi çarpık hale getirdi.

Önceden sadece görev yönünden İçişleri Bakanına bağlı olan ve tamamen askeri personelden oluşan Jandarma Genel Komutanlığı Ordu’dan ayrılarak tam olarak İçişleri Bakanı’na bağlandı ve süratle siyasetin içine çekildi.

Yüksek Askeri Şura’nın Yapısının Değiştirilmesi ve Etkileri:

Bu düzenlemelerin yanı sıra Ordu’nun Atatürk’ün izindeki demokratik ve laik ideolojisini tamamen değiştirmek maksadıyla Yüksek Askeri Şuranın yapısı ve işleyişi de değiştirildi. 15 Temmuz 2016’dan önce Yüksek Askeri Şuranın başkanı Başbakan’dı; üyeleri ise Genelkurmay Başkanı, Millî Savunma Bakanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvet Komutanları, Jandarma Genel Komutanı ve TSK’ya mensup tüm Orgenerallerden/Oramirallerden oluşuyordu. Genelkurmay 2. Başkanı Şuranın Genel sekreteriydi. Hükümet çıkardığı Kararname ile Yüksek Askeri Şuranın yapısını değiştirdi. Bu düzenlemeye göre yeni üyeler; Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Başbakan Yardımcıları, Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı ve Milli Savunma Bakanı ile Kuvvet Komutanları olarak belirlendi. Jandarma Genel Komutanı, Donanma Komutanı ve Ordu Komutanları ile orgeneral ve oramirallerin Yüksek Askerî Şûra üyeliğine son verildi. Şuranın sekretarya görevi Genelkurmay Başkanlığından alınarak Millî Savunma Bakanlığı’na verildi.

Yüksek Askerî Şûra, Türk Silah Kuvvetlerinin gelecekteki Komuta Kademesini, bir üst rütbeye terfi edecek generalleri, generalliğe terfi edecek albayları, rütbelerinde bekleme süreleri uzatılacak generalleri ve rütbelerinde bekleme süresi dolduktan sonra emekli edilecek generalleri belirliyor.

Yüksek Askerî Şûra yeni yapısı ve işleyişi ile Erdoğan’ın Orduya yönelik siyasal İslamcı emellerini gerçekleştirebilmesine tam olarak izin veriyor.

15 Temmuz 2016’dan sonra yapılan son iki Yüksek Askerî Şûra Toplantısının sonuçları incelendiğinde,

Ordunun içyapısına siyasetin nüfuz ettiği, yapılan terfilerde ve verilen emeklilik kararlarında liyakatten ziyade, Ordu içinde güçlenen radikal grupların etkilerinin ve askerlerin AKP’ye yakın olmasının kriter alındığı görülüyor.

Özellikle 2 Ağustos 2017 tarihinde yapılan Yüksek Askerî Şûra sonucunda, Erdoğan kendisini dahi şaşırtacak hızda, Ordunun en üst kademelerini şekillendirebildi ve arzu ettiği Kuzey Kore benzeri general kadrosunu oluşturabildi. Geçen ay Şura’dan hemen önce üniformaları ile Erdoğan’ın sarayındaki camiye sabah namazı kılmaya giden Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları Silahlı Kuvvetlerin Erdoğan’a koşulsuz olarak biat ettiğinin bir göstergesiydi.

2016 Yüksek Askeri Şurası:

Son iki Şura’da terfi eden ve emekli edilen isimleri yakından tanıyanların değerlendirmeleri, Türk Ordusunun son bir yılda maruz kaldığı değişimin boyutlarını ve anlamını ortaya koyuyor. Bu değerlendirmelerden yola çıkıldığında genel resim daha da netleşiyor. 27 Temmuz 2016’da yapılan Yüksek Askeri Şura’da karar verilen terfiler,

Erdoğan ve Partisi AKP’nin, Perinçek’in başını çektiği grup ve desteklediği kişilerin + Ergenekon + Balyoz sanıklarının yardımıyla komuta kademesini kontrol altında bulundurarak, Silahlı Kuvvetlerin kritik kadrolarını ulusalcı bilinen kesime teslim ettiğini gösteriyordu.

Bu isimlerin bir diğer özelliği de Kürt meselesinde katı ve acımasız tutum yanlısı olmalarıydı. 15 Temmuz gecesi terör bahanesiyle birliklerine çağrılan subaylardan aynı reaksiyonu gösteren bazıları tutuklanırken bazıları da terfi ettirilerek kritik kadrolara getirilmişti.

Basına pek yansımasa da 2016 Şura’sından önce, birçok general ve amiral istifa etmeye zorlandı. Çok fazla sayıda generalin sessizce istifaya zorlanmaları Erdoğan’ın tasfiye skorunu gizlemeye yönelikti. Zorlananların büyük bir çoğunluğu istifa etti, etmeyenlerin bir kısmı 2016 şurasıyla emekli edildi, bir kısmının da KHK ile veya Milli Savunma bakanı kararıyla Silahlı Kuvvetlerden ilişkileri kesildi. 15 Temmuz olaylarına hiçbir şekilde karışmamış bu General ve Amirallerin ortak özellikleri aslında tutuklananlardan farklı değildi.

Her birisi gelecekte Erdoğan’ın emirlerini yerine getirmeden önce laiklik ve hukuka uygunluk kriterlerine göre sorgulayabilecek, devletin hiçbir gerekçeyle bireylerin hak ve hukuku ile inanç özgürlüklerinin önüne geçmemesi gerektiğine inanan kişilerdi.

Ayrıca kurmay sınıfı subayların çok büyük bir kısmının darbe girişiminde yer almamasına rağmen tasfiye edilmiş olmasının temelinde de aynı neden vardı.

Hemen hemen tamamı siyasal İslamcı yapılamayacak kadar eğitimli ve aydındılar ve Erdoğan’a göre iflah olmaları da mümkün değildi. Aynı durum birçok askeri okulun kapatılmasında da rol oynadı.

 

2017 Yüksek Askeri Şurası:

Ancak 2017 yılı Şurasında genel anlamda farklı bir durum gözlemlenmedi. Bu Şura sonucunda Tüm, Kor ve Orgeneral/Amiral rütbelerinden emekli olanların ve terfi edenlerin sayılarına bakıldığında ilk bakışta bir tuhaflık görülüyor. Zaten zafiyet olan komuta kademesinden Tüm, Kor ve Orgeneral/Oramiral rütbelerinde 14 general ve amiral emekli edilirken, Ordudaki yüksek düzeydeki general açığına rağmen, sadece 6 general ve amiralin bir bu rütbelere terfi ettirildiği görülüyor. (Oysaki 2015 şurasında bir üst rütbeye terfi eden general/amiral sayısı 29 idi.)

Aslında bu tuhaflık alt kademelerde olup da terfi sırası gelmeyen Ordu içindeki Erdoğan ve Perinçek yanlılarına yer açıldığını gösteriyor.

Yapılan emeklilikler ve terfi edenlerin sayıları kısıtlı tutularak Erdoğan ve Perinçek yanlılarının gelecekteki rakipleri şimdiden bertaraf edilmiş oldu. 15 Temmuz 2016’dan sonra hapse girmeyen ve ihraç edilmeden Orduda kalabilen, nispeten Batı yanlısı olmakla birlikte Erdoğan’a da yakın duran generaller ve amiraller son Şura ile tasfiye edildi. Bu generaller ve amirallerin ortak özelliği Ordu içindeki Ergenekon yapılanmasına ve Perinçek yanlılarına dâhil olmamaları, Batı yanlısı olarak bilinmeleriydi. Yüksek Askerî Şûra sonuçlarını yorumlarken coşkularını gizlemeyen, Erdoğan ve Perinçek taraftarı emekli askerler Ahmet Zeki Üçok, Atilla Kezek, Soner Polat’ın ifadeleri de bu teşhisi doğruluyor.

Son iki Yüksek Askerî Şûra kararları sonucunda Tuğgeneral, Tuğamiralliğe terfi ettirilen albaylar incelendiğinde de aynı amaca farklı bir taktikle ulaşılmaya çalışıldığı fark ediliyor.

Erdoğan, bir arada tuttuğu ülkedeki genel çete ittifakını son Şura’da da gözetmiş görünüyor. Terfi için kriter ya çetelerden birine iltisak (SADAT, Sedat Peker çizgisindeki milliyetçi çete, Balyoz-Ergenekon yapılanması, Ulusalcı, Rusya yanlısı Perinçek yapılanması/çetesi) ya da tam vasıfsızlık. Demokratik değerlere veya NATO, ABD, AB çizgisine en küçük yakınlık ise terfide kabul edilmezlik kriteri.

Türk Silahlı Kuvvetlerinde Nüfuz Mücadelesi:

Terfi eden Albaylar incelendiğinde bunların; Erdoğan’ın son bir yıldaki laiklik, demokrasi ve hukukun üstünlüğüne zıt uygulamalarına tam destek veren fırsatçılar, Ordu içindeki radikal Siyasi İslam düşünceli gruba yakın olanlar, demokratik tüm değerleri çiğneyecek kadar aşırı milliyetçi olanlar, Perinçek’e Ordu içinden destek verenler, Ergenekon yapılanması içinde yer alan subaylardan oluştuğu görülüyor. Bu terfi edenlerden, Erdoğan yanlısı fırsatçıların, aşırı milliyetçilerin ve Siyasi İslam düşünceli gruba yakın olan isimlerin, emsalleri arasında güçlü olmayan liyakatsiz kişilerden seçildiği, bu nedenle ulusalcı kanat generaller tarafından rahatlıkla kontrol edilebileceği, bu kişilerin müteakip terfilerde ulusalcılara kesinlikle rakip olamayacağı görülüyor.

Yani şimdilik fırsatçılara, milliyetçilere ve radikal Siyasi İslam düşünceli gruplara destek mesajı verilirken aslında Ordunun geleceğe dair nihai ulusalcı yapılanmasına yönelik hesap yapılmış görülüyor ve bir taşla iki kuş vuruluyor.

Her halükârda, terfi eden yeni ekibin ortak özellikleri NATO, ABD ve AB’ye mesafeli durmaları, hatta onları ülkedeki her olumsuz gelişmenin sebebi olarak göstermeleri. Nitekim geçmişte Türkiye’yi NATO’da en üst seviyede temsil etmiş, Brüksel’deki NATO Karargâhında Türk Milli Temsilcisi (Turkish Military Representative-TMR) Başkanlığı yapmış, 15 Temmuz olaylarında Erdoğan’a tam destek vermiş Tahir Bekiroğlu, Serdar Dülger gibi isimler de emekliye sevk edilenler arasında.

Yeni general kadrosunun çoğunluğunun katı ulusalcı olarak bilinen, NATO’yu, ABD’yi, AB’yi ve Batıyı bir numaralı tehdit olarak gören kişiler olduğunda artık şüphe yok.

Peki, AKP içindeki bir taraftan selefi-cihadist düşünceleri destekler görünürken, arka planda İran uzantısı/yanlısı olan danışmanlar ve bürokratlar ile yandaş basın içindeki benzer kripto yapı neden buna sessiz kalıyor ya da destekliyor? Bunlar, terfi eden ulusalcı kişilerin dini referanslarından ziyade, NATO, ABD ve AB’ye karşı Rusya-Çin-İran bloğunu tercih edecekleri kanaatinden ötürü gelişmelere destek veriyorlar.

Dıştan bakıldığında her ne kadar bir grup Ergenekon-Balyoz-Perinçek yanlısı ve koyu AKP karşıtı görünse de diğer grupla genel anlamda Batı düşmanlığı ve Türkiye’deki demokratik rejimin diktatörlüğe evrilmesi konusunda birleşiyor. Ergenekon-Balyoz-Perinçek yapılanmasının siyasal İslamcı-İran çizgisine tepki göstermemeleri de bu kanaati destekliyor.

Siyasal İslamcı-İran çizgisinde olanların en büyük önceliği Ordunun üst seviyelerinde kendilerinden olmayan yapıya rağmen, AKP desteğinde alt tarafta kadrolaşmak. Bu grup özellikle son dönem askeri öğrenci alımları ve doğrudan muvazzaf personel alımlarında çok ciddi boyutta etkili. Türk Silahlı Kuvvetlerinin gelecekteki subay kitlesine siyasal İslamcı-İran çizgisinin hâkim olması için var güçleriyle gayret ediyorlar.

“Ergenekon ve Balyoz at değiştirerek daha güçlü bir biçimde geri döndü” yorumu genel anlamda terfileri özetliyor.

Yakında Perinçek çıkıp TSK’da da “altın çağımızı” yaşıyoruz derse hiç ama hiç şaşırmamalı…

15 Temmuz sonrası Erdoğan Atatürk’ün ordusuna yeni müttefikleriyle birlikte diz çöktürmeyi başardı. Artık Erdoğan’ın daha az yıldızlı, daha cahil ve daha sadık bir ordusu var. Ak troller ve medyası sivil Şura vurgusuyla ve gururla bunu ön plana çıkarmaya çalışıyor.

Bu Şura ile Türkiye’yi Batıya doğru çeken demokrasi, hukukun üstünlüğü ve laiklik vektörünün tamamen etkisiz hale geldiği anlaşılıyor.

Bu Şura ile Türkiye’yi Batıya doğru çeken demokrasi, hukukun üstünlüğü ve laiklik vektörünün tamamen etkisiz hale geldiği anlaşılıyor. Erdoğan ve Perinçek kumandasındaki yeni vektörün, Doğu, Kuzey ya da Güney yönünde kaçınılmaz olarak hangi duvara toslayacağını kestirmek kolay değil. Bu Erdoğan’ın Perinçek etrafında kümelenen yeni müttefiklerine ne kadar muhtaç olduğuna, doğrudan Erdoğan’a ulaşarak Ordu içini ona fısıldayabilen Metin Temel, Cihat Yaycı gibi general ve amirallerin sayısına, ya da yeni müttefiklerinin Erdoğan’a ne kadar tahammül edebileceğine bağlı.