15 Temmuz’da Kimler Harekete Geçti

15 Temmuzda Ordudaki Hangi Gruplar, Neden Harekete Geçti?

TSK’da siyasi veya dini görüş açıklamak kesinlikle yasak. Böyle olunca kimin hangi görüşten olduğunu, bizzat o kişi açıklamazsa, dedikodular dışında yanıtlayabilecek somut bir bilgi yok. Ancak en azından şu söylenebilir. Olayların içinde görülen kişilere bakıldığında, harekete geçenlerin homojen olmadığı net olarak görülüyor[1].

Ulusal Önderimiz ATATÜRK, Türkiye Cumhuriyetini, demokrasi, laiklik, sosyal adalet ve hukukun üstünlüğü temelleri üzerinde kurdu. ERDOĞAN, destekçileri ve medyası, 15 Temmuz 2016’dan çok önceden itibaren devletin temellerini bilinçli ve sistematik olarak yıprattı ve aşındırdı. Yargı bağımsızlığı büyük oranda yok edildi. Hukuk, ERDOĞAN ve çevresi hakkındaki suçlamaları sorgulayamaz duruma geldi, hatta ERDOĞAN’ın emrine girdi. Devletin tüm erkleri, Anayasa ve yasalar çiğnenerek tek elde toplandı. Yasama, Yürütme ve Yargı ayrımı ve dengesi büyük oranda yok edildi. Ülke adım adım, keyfi bir Başkanlık ve dikta rejimine sürüklendi.

15 Temmuzda harekete geçen askerlerin çoğunluğunun motivasyonu ERDOĞAN ve AKP Hükümetinin ülkeyi sürüklediği uçuruma set çekmekti. TRT’de okutulan bildiride bu amaç açık olarak ortaya kondu. Girişimin nedeni, Cumhurbaşkanı ve Hükümet yetkilileri tarafından temel hakların ve hürriyetlerin zedelenmesi, kuvvetler ayrılığına dayalı laik ve demokratik hukuk düzeni fiilen ortadan kaldırılması olarak açıklandı. Nihai maksadın, laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti ilkesi üzerine oturan Anayasal düzeni yeniden tesis etmek olduğu belirtildi.

Askerlerin bir kısmı, Ergenekon ve Balyoz süreçlerini çok geride bırakacak, büyük bir tasfiyenin ve ardından yoğun tutuklama dalgalarının başlayacağına kesin gözüyle bakıyorlardı. 15 Temmuzda askerleri harekete geçiren bir diğer motivasyon da bu oldu. ERDOĞAN ve Hükümetinin Orduda büyük ölçekte bir tasfiye yapmalarının önüne geçilmesi amaçlandı. ERDOĞAN medyası 15 Temmuzdan aylar öncesinden itibaren, Orduda büyük bir tasfiyenin yaklaştığını, şantaj diliyle ve yoğun olarak işliyordu. ERDOĞAN yapılması istenmeyen bu tasfiyeyi 15 Temmuz sonrasında rahatlıkla ve katlayarak yaptı.

15 Temmuzda harekete geçen askerlerden bazıları da samimi olarak ülke çapındaki terör olaylarının bastırılmasında görev aldıklarına inanarak olaylara iştirak ettiler.

15 Temmuza iştirak eden askerlerin motivasyonu ne olursa olsun, Genelkurmayın 21 Temmuz 2016’da yaptığı resmi açıklamada da ifade ettiği gibi, ancak 8.000 civarında asker harekete geçti. Bunların da ancak yarısı rütbeli personeldi. Daha açık ifade etmek gerekirse, 15 Temmuzda yapıldığı iddia edilen darbenin toplam gücü Ordumuzun ancak % 1,5’iydi! 570.000 mevcutlu bir Ordu, 270.000 mevcutlu Polis ve 270.000 mevcutlu Jandarma Genel Komutanlığına karşı 8.000 askerin kesinlikle şansı yoktu!

Onlarca general, sayıları birkaç binle ifade edilen subay, astsubay, uzman erbaş, askeri öğrenci ve erlerden oluşan bu 8.000 askeri personel, başarı şansı sıfır olan bir girişime nasıl dâhil oldu?

Aslında bu 8.000 kişinin çoğunluğu, yalnız bırakılacaklarını bilerek olaylara dâhil olmadılar. Girişimin, Orgeneral AKAR ve Kuvvet Komutanlarının emir komutası altında, tüm ordu tarafından yapıldığına inandıkları için harekete geçtiler. Olaylar başlamadan ve başladıktan sonraki ilk saatlerde AKAR ve Kuvvet Komutanlarının ortaya çıkarak net bir duruş sergilememeleri, AKAR’ın serbest şekilde Genelkurmaydan ayrıldığının görülmesi, yapılanların emir komuta içerisindeki eylemler olduğuna inanılmasına katkıda bulundu.

Genelkurmay Karargahında 21.30’dan itibaren çok anormal gelişmeler olduğunu, çatışma sesleri geldiğini, AKAR, GÜLER ve ÇOLAK’ın enterne edildiğini, Ankara üzerinde 22.15’ten itibaren F-16 uçaklarının ve askeri helikopterlerin uçuş yaptığını, tankların sokaklara çıktığını görenlerden; Orgeneral Abidin ÜNAL halka ve askerlere hiçbir açıklama yapmadı, Orgeneral Bülent BOSTANOĞLU çok geç saatlere kadar saklanmayı ve sessiz kalmayı tercih etti, Orgeneral Ümit DÜNDAR açıklama yapmak için ERDOĞAN’ın talimatını bekledi, AKSAKALLI FİDAN’dan işaret bekledi. Olayların içinden çıkılamaz bir duruma gelmesine seyirci kaldılar, kasıtlı olarak seslerini çıkarmadılar. AKAR’ın Akıncı’da yaptığı konuşmalardaki belirsiz ve gelişmelerin seyrine çok da müdahale etmeyen tutumu, ÜNAL’ın uçakların uçtuğu üsse gelmesine rağmen kararlı bir tutum göstermemesi olayların tırmanmasında önemli bir rol oynadı.

Aynı durum YILDIRIM ve ERDOĞAN için de geçerli. YILDIRIM ilk açıklamayı yapmak için 23.05’i bekledi. ERDOĞAN basın mensupları kapıda hazır beklemelerine rağmen açıklama yapmak için olayların iyice gelişmesini, geri dönülemez noktaya gelmesini bekledi.

AKAR’ın, GÜLER’in, Kuvvet Komutanlarının ve AKSAKALLI’nın komuta ve kontrol görevlerini ağır şekilde ve kasıtlı olarak ihmal etmelerine, TSK personeline girişim konusundaki tutumlarını net göstermemelerine, YILDIRIM ve ERDOĞAN’ın açıklama yapmak için olayların belirli bir olgunluğa ulaşmasını kasıtlı olarak beklemelerine, yoğun bilgi kirliliğine, olayların hızlı ve son derece kaotik bir şekilde gelişmesine rağmen olaylara iştirak edenlerin sayısı ancak yaklaşık 8.000 olabildi.

Olayların içinde olan generaller ve subaylar, 15 Temmuz akşamı saatler ilerledikçe gerçeğin farkına varmaya başladılar. Korkunç şekilde yanıltılmışlardı, girişim emir komuta içinde yapılmamıştı, artık çıkmaları mümkün olmayan bir durumun içindeydiler. Olayların 16 Temmuz sabahı bir anda durmasının sebebi de bu oldu. 16 Temmuz sabahı askerlerin bir anda durmasının sebebi 8.000 askerin çatışma sonucu tamamen etkisiz duruma getirilmeleri değildi. Olayların içindeki generaller ve subaylar, fark ettikleri durumdan (tuzak demek daha doğru) tek çıkışın, eylemlerini durdurmak ve teslim olmak olduğunu saatler geçtikçe daha iyi anladılar. Akıncı’daki ve Ankara’daki Karargahlardaki personel, savcılar ve kolluk güçleri ile görüşerek çatışmasız şekilde teslim oldular. AKAR’ın yanında Başbakanlığa giden Tümgeneral DİŞLİ de bu süreçte tarafların iletişim kurmalarına katkıda bulundu. Akıncı Üssünün, buradaki askerler olayları tamamen durdurduktan ve teslim olma sürecini başlattıktan sonra, 16 Temmuz öğlene doğru bombalanmasının ERDOĞAN ve YILDIRIM’ın oluşturmaya çalıştığı algı dışında hiçbir anlamı yoktu. Genelkurmay Başkanı saatler önce ayrıldığında zaten her şey bitmiş, teslim olma müzakereleri başlamıştı.

 

Olaylar Başlamadan Önlenebilir miydi?

AKSAKALLI ifadesinde “TSK’da kriz ve olağanüstü durumlarda ilk haber alınır alınmaz tedbir olarak ‘personel kışlayı terk etmesin emri verilir. Bu temel kural 15 Temmuzda uygulansa darbe girişimi açığa çıkardı”[2] dedi. Bu ifadeler 15 Temmuzda AKAR, GÜLER ve Kuvvet Komutanlarının darbe girişimini önleyebilecekken kasıtlı olarak önlemediklerini net olarak gösteriyor. AKAR, GÜLER, Kuvvet Komutanları ve AKSAKALLI 15 Temmuz günü olacakların tam bilincindeydiler ve farkındaydılar.  Gerçekten isteselerdi olayları başlamadan bitirecek önlemleri rahatlıkla alabilirlerdi. Ancak yapmadılar ve ERDOĞAN’la önceden yaptıkları anlaşmaya sadık kaldılar…

AKAR Meclis Araştırma Komisyonuna gönderdiği yazılı beyanında;

“İhbar en başından itibaren çok ciddi bir şekilde ele alınmış ve gerekli tedbirlerin tereddütsüz alınması ve icra edilmesi sağlanmıştır. Kanaatimce, alınan bu tedbirlerden dolayıdır ki, hainler paniğe kapılarak, daha sonra sanık ifadelerinden öğrendiğimize göre geç saatlerde yapmayı (saat 03.00) planladıkları işi öne almak suretiyle erkenden ifşa olmuşlar ve böylelikle darbe girişiminin akamete uğramasındaki önemli bir faktör gerçekleşmiştir” dedi.

AKAR bu ifadeleriyle durumu tatmin edici şekilde açıkladığını düşünse de, darbe girişimini kasıtlı olarak önceden durdurmayanın, erken başlamasına sebep olanın ve sonunda başarısızlığa mahkum olmasının kendisinden kaynaklandığını net olarak itiraf ediyor. Aynı eylemler, aynı şekilde 03.00’da gerçekleşmiş olsaydı dahi 8.000 kişilik bir gayret yine başarısız olurdu. İşin başında AKAR ve Kuvvet Komutanları olmadığı sürece ne 10.000’lerce asker harekete geçirilebilir ne de Ordu yönetime el koyabilirdi. AKAR’ın “hainler” dediği generaller ve subaylar bu gerçeği en az AKAR kadar iyi biliyor olmalılar. O zaman neden harekete geçtiler?

Nedeni çok basit. Darbe ve Sıkıyönetim direktifi AKAR Genelkurmay Karargâhında iken yayınlandı! AKAR’ın direktif yayınlandığında Karargahta olduğunu bilen generaller ve subaylar AKAR’ın gelişmeleri kontrol ettiğine kolayca inandılar. Ancak altında bir Albay ve bir Tümgeneralin imzası ile çıkan Sıkıyönetim Direktif Mesajı, mesajı alanları tereddüde düşürdü ve harekete geçmelerini engelledi.  Girişime iştirak eden Ordu mensuplarının 8.000’de kalmasının en önemli nedeni, Sıkıyönetim mesajının altındaki imzaların şaşırtıcılığı ve mesajın içeriğindeki tutarsızlıklardı!

Altında bir Albay ve bir Tümgeneralin imzası ile çıkan bir darbe direktifinin, orduyu harekete geçiremeyeceğini yüzbaşı, binbaşı düzeyinde subaylar dahi bilir. Genelkurmay Başkanlığında direktifi yayınlar da bu durumu biliyor olmalılar. Ancak Orduda mesleğe ilk adım atıldıktan itibaren her askere verilen “amirlere ve emirlere mutlak itaat” duygusu, Genelkurmay 2. Başkanı GÜLER’in Sıkıyönetim Direktifi mesajının yayımlanması emrinin, sorgulanmadan yayımlanmasına neden oldu.

AKAR, GÜLER, Kuvvet Komutanları ve diğer bazı üst düzey görevliler, olayların başlayacağını önceden bilmelerine rağmen, birlikleri ve TSK personelini tam kontrol altına alacak adımları atmadılar, gerekli tedbirleri almadılar, darbe girişimini başlamadan bastırmak ve durdurmak için açık direktifler vermediler. TSK içindeki karmaşanın asıl nedeni bu oldu.

 

Darbenin 16 Temmuz 03.00’de Başlatılacağı Gerçek miydi?

Ordudaki her general ve kurmay subay, günümüz şartlarında AKAR ve Kuvvet Komutanlarının içinde olmadığı bir darbenin kesinlikle başarılı olamayacağını net olarak bilir. 16 Temmuz 03.00’deki uygulamaya konulacak bir darbe planı eğer gerçekten başarılı olacak bir darbe planı ise ancak AKAR, GÜLER ve Kuvvet Komutanlarının bilgisi ve onayı ile yapılabilir ve uygulanabilir. Eğer AKAR, GÜLER ve Kuvvet Komutanlarına rağmen hazırlanan, başarılı olmasın hazırlanan bir darbe planı ise zaten böyle bir planı hazırlamanın mantığından bahsedilemez.

AKAR Meclis Araştırma Komisyonuna gönderdiği yazılı beyanda; “…ihbar en başından itibaren çok ciddi bir şekilde ele alınmış ve gerekli tedbirlerin tereddütsüz alınması ve icra edilmesi sağlanmıştır. Kanaatimce, alınan bu tedbirlerden dolayıdır ki, hainler paniğe kapılarak, daha sonra sanık ifadelerinden öğrendiğimize göre geç saatlerde yapmayı (saat 03.00) planladıkları işi öne almak suretiyle erkenden ifşa olmuşlar ve böylelikle darbe girişiminin akamete uğramasındaki önemli bir faktör gerçekleşmiştir…[3]ifadelerini kullandı.  AKAR’ın 03.00’te uygulamaya konulacak dediği plan gerçekçi ve başarılı olacak bir plan ise mutlaka AKAR’ın ve Kuvvet Komutanlarının bilgisi ve onayı dâhilinde yapılmış bir plan olmalı! Daha açık ifade etmek gerekirse, ortada gerçek bir darbe planı varsa bu ancak AKAR’ın yapılmasına ve icrasına onay verdiği bir plan olabilir. Bu durumda yukarıdaki sorunun cevabını en iyi verecek kişi AKAR olabilir! Bu soruya GÜLER, Kuvvet Komutanları, Ordu Komutanları ve AKSAKALLI da yanıt verebilir. AKSAKALLI’nın TERZİ’nin Ankara’ya gelmesi için ortaya koyduğu tutum, kendisinin, GÜLER’in ve AKAR’ın 16 Temmuz saat 03.00’te uygulamaya konulacak planın neresinde olduklarını açık olarak gösteriyor.

Tuğgeneral Semih TERZİ’ye birlikte hareket ediyor izlenimi vererek, onu 15 Temmuzdan günler öncesinden itibaren 15 Temmuzdaki olayların içine sürüklen, TERZİ’nin attığı adımları en ince detayına kadar planlayan, TERZİ’nin Ankara’ya getirdiği ekibi toplayan, uçuş yasağına rağmen TERZİ’yi Ankara’ya getirten, onu Başçavuş HALİSDEMİR’e öldürten, HALİSDEMİR’i de kendi adamlarına öldürten ve kendisi hakkında konuşabilecek kişileri ortadan kaldıran kişi, ERDOĞAN medyasının ve SADAT’ın kahramanı AKSAKALLI’ydı. TERZİ darbeci ise AKSAKALLI da darbeciydi. TERZİ bir darbe planı yaptıysa bu planın asıl mimarları AKSAKALLI’ydı. AKSAKALLI, GÜLER’e, GÜLER de AKAR’a bağlı. Dolayısı ile TERZİ’yi harekete geçiren planı GÜLER ve AKAR’ın bilmemeleri ve onaylamamaları mümkün değil!

Zekai AKSAKALLI gibi TSK içinde yer alan; ERDOĞAN’ın diğer işbirlikçileri, Doğu PERİNÇEK grubu ile birlikte hareket edenler, ASDER ve SADAT ile işbirliği yapanlar, 15 Temmuz günü yapılan girişimin planlanmasında, başlatılmasında, manipüle edilmesinde ve girişim başlatıldıktan sonra bu kez başarısızlığa uğratılmasında önemli roller oynadılar. Girişime iştirak ettiği iddia edilen generaller ve askeri personel tutuklanmasına rağmen bu son gruptakilere dokunulmadı. Bunun en bariz örneklerinden biri TERZİ’nin ekibi olarak Ankara’ya gelen ancak baştan sona AKSAKALLI için çalışan ve HALİSDEMİR’i öldüren SADAT zihniyetine yakın Özel Kuvvetler personelinin kahraman ilan edilmesi oldu.

Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapan ve bariz çoğunluğu oluşturan yaklaşık 300 general, on binlerce subay, yüz binlerce astsubay, uzman erbaş, askeri personel ve askeri öğrenci, kurulan tüm tuzaklara rağmen olaylara hiçbir şekilde katılmadı. Ancak bu gerçek Hükümeti durdurmadı. Olayların hiçbir aşamasında bulunmamalarına rağmen binlerce askeri personel görevden alındı, ihraç edildi ve hapsedildi.

Örneğin, olaylar sırasında, ülkelerinden binlerce kilometre uzakta, Ataşelik görevlerinde ya da NATO’da olan yüzlerce subay ve astsubay hiçbir şekilde olaylara katılmadı. Ancak ERDOĞAN yanlısı medya tarafından yalanlar üretilerek, komik şekilde NATO, AB ve ABD’li ortaklarıyla işbirliği yaparak darbeyi planlamakla ve yönetmekle suçlandılar[4]. ERDOĞAN tarafından kontrol edilen mahkemeler onları FETO örgütü üyesi olmak ve darbeyi uzaktan desteklemekle suçladı. Yüzlercesi ihraç edildi, haklarında tutuklama kararları çıkarıldı.

[1] https://www.artigercek.com/erdogan-bu-darbeyi-neden-yapti

[2] http://www.milliyet.com.tr/-o-emir-uygulansa-darbe-aciga-gundem-2417323/

[3] http://www.cnnturk.com/turkiye/iste-hulusi-akarin-darbe-komisyonuna-gonderdigi-yanitlar

[4]http://www.ahaber.com.tr/gundem/2016/07/25/samil-tayyar-darbe-tezgahinin-a-takimi-disarida