Ankara

Genelkurmay Başkanlığı

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi AKAR’ın ifadesine[1] göre, saat 17.00’de Milli İstihbarat Teşkilatından (MİT) olası bir darbe girişimiyle ilgili istihbarat alındı ve MİT yetkililerinden birisi karargâha geldi. AKAR, daha sonra alınması gereken önlemleri tartışmak için Genelkurmay 2’nci Başkanı Orgeneral GÜLER’i ve Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral ÇOLAK’ı yanına çağırdı.

AKAR, ilk zamanlardaki ifadelerinde tuhaf şekilde MİT Müsteşarı Hakan FİDAN’ın karargâha gelişinden bahsetmedi. Ülkenin kaderinde önemli bir dönüm noktası olabilecek bir darbe girişimi haberi almışken, ülke güvenliğini tehdit eden böylesine önemli bir hadise karşısında ERDOĞAN ve YILDIRIM’ı bilgilendirmedi. Hava ve Deniz Kuvvetleri Komutanları ve Jandarma Genel Komutanı ile doğrudan görüşmemeyi tercih etti. Ülkenin karşı karşıya kaldığı vahim riske rağmen, TSK’nın en üst düzey Komutanlarının düğünlere katılmasında mahzur görmedi.

MİT Müsteşarı FİDAN, 18.10’da karargâha geldi ve 20.22’ye[2] kadar AKAR ile birlikte karargâhta kaldı. AKAR gibi FİDAN’ın da ERDOĞAN ve YILDIRIM’ı bu vahim olay konusunda kesinlikle aramadığı iddia edildi. FİDAN, AKAR’a Türk Hava Sahasının askeri uçuşlara kapatılması ve rutin askeri faaliyetlerin yasaklanması gibi, ülke çapında alınan önlemler konusunda yardımcı oldu.

Karargâhta iki saatten fazla bir süre kalan FİDAN, son derece vahim gelişmelerin ortasında, rutin bir randevusunu oldukça önemsedi ve 20.22’de Karargâhtan ayrıldı. AKAR ve FİDAN 15 Temmuz günü birlikte geçirdikleri yaklaşık iki buçuk saat ve 14 Temmuz günü Özel Kuvvetler Komutanlığında birlikte geçirdikleri yaklaşık 6 saat boyunca ne konuştuklarını ve kimlerle temas kurduklarını açıklamadılar. AKAR böylesine riskli bir ortamda kişisel güvenlik önlemlerini artırmamayı tercih etti ve FİDAN ayrıldıktan sonra olaylar başlayıncaya kadar ofisinde kaldı.

AKAR’ın ifadelerine göre, saat 21.00 civarında, onunla uzun zamandır birlikte çalışan, yakın çalışma arkadaşı Tümgeneral Mehmet DİŞLİ, kendisini darbeye önderlik etmesi için ikna etmeye çalıştı ve AKAR bütün ısrarlara rağmen darbenin yöneticisi olmayı reddetti. Bunun üzerine Emir Subayı ve Özel Kuvvetlerden gelen personel AKAR’ı[3] gözaltına aldılar.

Genelkurmaydan tüm askeri birliklere 22.15’te, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yönetime el koyduğunu ve yönetimi ele aldığını belirten mesaj emri gönderildi. Sadece AKAR’ın imzası ile çıktığında bir anlam ifade edebilecek bu mesajın altında bir Albayın ve bir Tuğgeneralin imzası vardı. Ayrıca mesaj, TSK’daki birliklerin eğitim ve harekâtından sorumlu Genelkurmay Harekât Başkanlığından değil, personel ve özlük işlerinden sorumlu Genelkurmay Personel Başkanlığından çıktı.

AKAR, 23.04’te yanında silahlı birkaç personel eşliğinde kelepçesiz bir şekilde serbestçe karargâhtan çıktı. AKAR ve GÜLER Genelkurmay karargâhından yaklaşık 40 km. uzaklıktaki 4’üncü Ana Jet Üssüne götürüldüler. Tümgeneral DİŞLİ gece boyunca AKAR’a eşlik etti.

AKAR Akıncı Üssüne ulaştıktan sonra, 23.50’de TRT’de bir basın açıklaması yayımlandı ve Silahlı Kuvvetlerin, ülkede demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmek maksadıyla yönetime el koyduğu bildirildi.

Olaylar başladıktan sonra ERDOĞAN yanlısı milisler gece boyunca karargâha sızmaya çalıştı, Karargâhta çatışmalar yaşandı. Darbeci olduğu iddia edilen askerlerden Genelkurmay Karargâhında kalanlar ertesi sabah Askeri Savcıya ve Jandarmaya teslim oldular. Teslim olan personelin bir kısmı olaylara karışmadıklarını ve Genelkurmay Karargâhına sızan ERDOĞAN’ın milislerine karşı can güvenlikleri için kendilerini odalarına kilitlediklerini ifade ettiler.

Deniz Kuvvetleri Komutanı dışında, AKAR ve diğer Kuvvet Komutanları, ertesi sabah serbest bırakılıncaya kadar Akıncı Hava Üssünde tutulduklarını iddia ettiler. AKAR’ın ifadesine göre, darbeci olduğu iddia edilen generaller, gece boyunca darbeye önderlik etmesi için kendisini defalarca ikna etmeye çalıştı ancak AKAR reddetti.

Orgeneral Abidin ÜNAL’ın yönlendirmesi sonucu Akıncı Üssü Karargâhına pantolon ve tişörtü ile giden Orgeneral Akın ÖZTÜRK ifadesinde; 15 Temmuz akşamı tam olarak ne yaşandığını AKAR kendisine anlatınca anladığını, üzgün ve tedirgin olan AKAR’ın, ben bu darbeyi canım pahasına da olsa önleyeceğim şeklinde bir tavrı olmadığını, oradaki askerlere işgalci durumda oldukları yönünde bir ikazı olmadığını ifade etti.

AKAR’ın, kendisinin Fethullah GÜLEN ile görüştürülmek istendiği yönündeki iddiaları Akıncı Üs Komutanı tarafından reddedildi.

Darbeci olduğu iddia edilen Akıncı’daki askerler 16 Temmuz sabah saat 06.30’da eylemlerine son verdiler. 16 Temmuz günü saat 08.30’da AKAR ve DİŞLİ helikopterle Başbakanlığa gitti. AKAR’ın yanında yer alan DİŞLİ ve helikopteri kullanan pilotlar, daha sonra darbe girişimine katıldıkları suçlamasıyla tutuklandılar.

 

 

 

Bombalama Eylemleri

15 Temmuzdaki olaylar arasında açıklanma bekleyen en kritik konulardan biri, Ankara’da F-16 uçakları ile gerçekleştirildiği iddia edilen bombalama olaylarıdır.

Jet uçakları saat 22.15 civarında, Ankara üzerinde alçak irtifadan yüksek süratli geçiş yapmaya başladılar.

F-16’lar ile yapıldığı iddia edilen bombalama olayları sonucunda, Saat 23.18’de, Ankara Gölbaşı’ndaki Emniyet Genel Müdürlüğü Havacılık Dairesinde yedi polis memuru hayatını kaybetti. Gece yarısı Polis Özel Harekât Dairesinde 44 polis memuru hayatını kaybetti. Saat 00.56’da Emniyet Genel Müdürlüğünde iki polis memuru hayatını kaybetti. Saat 03.14’te, TÜRKSAT yedek uydu ünitesinde patlama oldu. Burada da hayatını kaybedenler oldu.

En şaşırtıcı olan saat 02.35’te Türk Büyük Millet Meclisine yapılan saldırıydı. İlk saldırıda Meclisin bahçesi hedef alındı. Aşağıda ilk patlama sonucu Meclis bahçesinde oluşan hasar görülmektedir.

03.44’te Mecliste ikinci bir patlama daha kaydedildi. Bu patlamada Meclis binasının hedef alındığı iddia edildi. Meclis binasında F-16’lardan bomba atılması sonucu oluştuğu iddia edilen hasarlara bakıldığında, havadan atılan bir bombalamadan sonra kalması gereken izlerin eksik olduğu görülüyor.

Havadan bir binaya bomba atıldığında gözle görülür üç tip hasarın ortaya çıkması gerekir. Bunlar; parça tesiri (fragmentation), yanma hasarı (burning) ve bombanın binaya çarpma tesiridir.

Parça tesiri, havadan atılan bombanın patlama sonrası parçacıklara ayrılması sebebiyle oluşur. Patlamanın şiddetiyle çok yüksek hızlarla etrafa yayılan çok fazla sayıda parça, hedef alınan binada ve bina çevresindeki diğer yapılarda patlama sonucunda çok sayıda küçük delik ve hasar oluşturur.

Havadan atılan bombalar genellikle hedef alınan binalara tavandan girdiğinden tavanda delik veya bombanın vuruşundan dolayı oluşan aşağıya eğik çöküntü şeklinde hasar ortaya çıkar.

Altta, Suriye’de gerçekleşen bir hava saldırısından sonra çekilen fotoğrafta havadan atılan bombanın parçacık tesirleri sonucu oluşan küçük çaplı yüzlerce delik ve hasar, caddenin solundaki ve sağındaki duvarların üzerinde rahatlıkla görülüyor. Caddenin solunda hedef alınan binada yanma izleri de görülüyor.

Altta, Suriye’de gerçekleşen bir hava saldırısından sonra çekilen diğer bir fotoğrafta bina üzerinde parçacık tesirleri, yanma izi ve bombanın üstten vurmasından dolayı oluşan hasar görülüyor.

Uçaktan atılan ve bir metreye yakın sağlamlığı artırılmış duvar kalınlığı olan uçak sığınağına ve nüfuz edici bombanın verdiği zarar aşağıda görülüyor.

Bir bina El Yapımı Patlayıcı-EYP (Improvised Explosive Device-IED) ile hedef alındığında ise iki temel fark ortaya çıkar. Binada, havadan atılan bombalarda olduğu gibi parça tesiri oluşmaz ve tavanda aşağı eğik bir vurma tesiri/delik görülmez.

Aşağıda 2003 yılında İstanbul’da EYP ile yapılan terör saldırısı sonucu ortaya çıkan hasar görülmektedir. Görüldüğü gibi etraftaki binaların duvarlarında ve sütunlarında parça tesiri bulunmuyor.

 

Meclisteki Patlamalardan kısa bir süre sonra, Başbakan TV’de verdiği demeçte, TBMM’nin F-16’lar tarafından Nüfuz Edici Bomba kullanılarak bombalandığını söyledi.

Nüfuz Edici Bombalar iki kademeli patlayıcıya sahiptir. Birinci kademe patlayıcı, bombanın korumalı binalara nüfuz etmesi için önden yolu temizler (bina, hangar, sığınak vb. önce dış çeperini, duvarını deler), ikinci kademe patlayıcı ise binanın dış çeperi delindikten sonra asıl patlama ile yıkıcı etkinin içeride gerçekleşmesini sağlar.

  1. Havadan yere bombalama yapıldığında, şarapnel parçaları inanılmaz hızlarla etrafa dağılırlar. Buna parça tesiri (fragmentation) denir. Meclisin hasar gördüğü yerin fotoğraflarına bakıldığında duvarlarda bombanın parça tesiri (fragmentation) sonucu oluşması gereken iz ve hasar bulunmamaktadır.
  2. Kullanılan mühimmat Nüfuz Edici Bomba olsaydı, yukarıda anlatıldığı şekilde biri çatıda, diğeri yerde olmak üzere iki tane delik açılmış olmalıydı. Binanın çatısında nüfuz edici başlığın oluşturması gereken delik ve hasar yoktur. Olması gereken iki delik binada görülmüyor.
  3. Fotoğraflarda görülen yatay olarak şiddetli hasar görmüş sütunlar; havadan gelen bir mühimmat ile değil de iki sütün arasına yerleştirilmiş bomba ile patlatılmış gibi bir izlenim vermektedir. Sütunlarda şiddetli patlama sonucu oluşan şiddetli hava basıncı (blast) hasarı görülmektedir. Ancak hiçbir parçacık tesiri (fragmentation) hasarı yoktur. Bu durumda Meclis’te patlayan bombanın havadan atıldığı iddiası çürümektedir. Fotoğraflarda oluşan C4 tipi bir patlayıcının yakına yerleştirilmesi sonucu oluşmuş gözükmektedir.
  4. Patlamadan sonra tavan üzerinde parçalanma olmamıştır. Kolonların eğilmesine neden olan çatının ağırlığı olsaydı, çatının aşağıya eğilmesi gerekirdi.

TBMM’deki patlamanın fotoğraflarına bakıldığında iki sütunun dışa doğru eğildiği, etraftaki duvar ve sütun yüzeylerinde hiçbir parça tesiri olmadığı, tavandan bombanın girmesi veya tavana bomba çarpması sonucu bir etkinin oluşmadığı görülüyor.

 

Ayrıca havadan atılan bir bombanın sonucunda ortaya çıkması gereken yanma etkisi de görülmüyor. Havadan atılan bir bombanın, havada manevra yaparak, arkası aşağıya kadar boşluk olduğu görülen bu iki sütun arasında patlaması da akla yatkın değil.

Özellikle sütunlara ve duvarlara dikkat edilirse havadan atılan bir bombanın oluşturması gereken çok sayıda parçacık tesirlerinin olmadığı, yüzeylerin hasar almadığı net olarak görülüyor.

 

Aynı durum sütunların hasar gördüğü yerin diğer tarafında tavanda görülen hasar için de geçerlidir. Tavandaki iki küçük delik şeklinde oluşan hasarın uçaktan atılan bir bomba ile oluşması mümkün değildir. Etrafta parça tesirinden eser yoktur.

 

Yukarıdaki hasara on, 10-15 uzaklıktaki diğer hasar ayrıntılı incelendiğinde de, hasarın F-16’dan atılan bir bomba sonucu oluşmasının akla yatkın olmadığı görülüyor.

Tavanda görülen bu hasarın oda içinden görüntüsü aşağıda görülüyor[4].

 

 

Hasarın olduğu odalardan yukarıya bakıldığında tavanın tam açılmadığı, içeriye bir uçak bombasının girmediği,  tavana bir uçak bombasının düşmesinin, bu bombanın tavanda veya içeride patlamasının söz konusu olamayacağı görülüyor. Duvarlarda parça tesiri yok Odanın tabanında hasar yok. İçerideki koltuğun kumaşı dahi sağlam görülüyor.

Bu durumda Meclis binasında meydana gelen patlama sonucu oluşan hasarların, F-16’dan atılan bir bomba ile olamayacağı, muhtemel El Yapımı Patlayıcıların TSK dışında birileri tarafından yerleştirilmesi ve infilak ettirilmesi sonucu oluştuğu net olarak görülüyor. Savcılık, her nedense, bilimsel bir inceleme gereği duymadan TBMM’deki patlamaların F-16’lardan atılan bombalarla gerçekleştiğini mutlak doğru olarak kabul etti.  Ayrıca meclisin bahçesinde büyük bir patlama sonucu oluşan çukurun nedeni de sorgulanmadı.

 

[1] http://www.hurriyet.com.tr/son-dakika-genelkurmay-baskaninin-ifadesi-ortaya-cikti-40168493

[2] http://www.birgun.net/haber-detay/15-temmuz-da-dikkat-ceken-hakan-fidan-detayi-149581.html

[3] http://www.milliyet.com.tr/genelkurmay-baskani-akar-in-yaveri-gundem-2280856/

[4] https://www.youtube.com/watch?v=bC40A_ZBaOw