Erdoğan’ın Medya Ordusu

ERDOĞAN, Temmuz 2016’dan çok önce ülkedeki medya organlarının çoğunluğunun kontrolünü ele geçirmek için hassas bir strateji izledi. Ulusal yayın yapan TV istasyonlarının ve gazetelerin kontrolünü ele geçirmek için yasadışı, mali ve adli yöntemler uyguladı. İfade özgürlüğünün kısıtlanması, birçok ulusal medya organının kapatılması ve muhalif görüşlere sahip gazetecilerin tutuklanması, bağımsız medyaya uygulanan baskıyı sistematik olarak artırdı. ERDOĞAN’ın kontrolü altında olan ve Türk medyasının büyük çoğunluğunu oluşturan TV’ler, gazeteler ve diğer yayın organları, sürekli olarak laikliğe ve demokrasiye sahip çıkan kişilere saldırmaya devam ediyor. Azınlıkta kalan medyanın bir kısmı sessiz kalıyor, bir kısmı ERDOĞAN’ın söylemlerine uygun yayın yapmak zorunda bırakılıyor, diğer bir kısmı da özgür yayıncılığı ancak çok büyük riskleri göze alarak güçlükle, ancak cesaretle sürdürüyor.

ERDOĞAN’ın yandaşı olan medya sahiplerinin çoğunun holdingleri de var. Bu kişiler medya dışında enerji, ulaşım ve inşaat gibi diğer endüstriyel alanlarda da aktif olduklarından, kamu kredilerine ve ihalelerine bağımlılar. Bu yüzden hükümete yönelik eleştirilerden kaçınıyorlar. Bugün Türk televizyon dünyasının önde olan 10 patronundan yedisi doğrudan, ikisi ise dolaylı olarak iktidar partisiyle ilişkili. İşlerini kaybetmek istemeyen birçok gazeteci kendi kendini sansürlemek zorunda bırakılıyor[1].

ERDOĞAN’ın medya ordusuna ve bu orduyu nasıl etkin olarak kullandığına belirgin bir örnek 2013 yılının “Gezi” olayları sırasında yaşandı. Milyonlarca vatandaş, çevreye karşı acımasız politikalar güden ve rant elde edebilmek için şehrin görünümünü feda etmek isteyen ERDOĞAN’a ve AKP’ye karşı gösteriler yaptı. ERDOĞAN Hükümeti, bu tür kitlesel gösterilerin zayıflatılması ve iktidar partisinin politikalarının desteklemesi için 6.000 kişilik bir “Sosyal Medya Ordusu” oluşturdu. ERDOĞAN, halkın algısını ve olayları istediği şekilde yönlendirebilmek için bu ordu ile profesyonel bir propaganda ve psikolojik savaşı yürütmeye devam ediyor[2].

Darbe Beklentisi Önceden Pompalandı

ERDOĞAN, 17 ve 25 Aralık 2013’te ortaya çıkan yolsuzluk iddiaları sonrasında, bu tarihi skandalı ortaya çıkaran yargıçları, savcıları ve polisleri hedef alan geniş bir tasfiyeye girişti. Hükümet yanlısı medya aracılığıyla yolsuzluk iddialarını kendisine yönelik bir kumpas olarak lanse etti. O dönemde başlayan tasfiyeler, bugünkü sistemli ve hukuksuz tasfiye hareketinin başlangıcını teşkil etti. ERDOĞAN’a ve yandaşlarına göre kendileri ile uğraşanların yaşam hakkı yoktu[3] [4].

ERDOĞAN’ın propaganda makinesinin son ve asıl büyük hedefi Türk Silahlı Kuvvetleri oldu. Hükümet medyası 15 Temmuzdan önceki 6 aylık dönemde yoğun bir şekilde TSK içerisinde çok sayıda Cemaat mensubu asker bulunduğunu ve bunların tasfiye olmamak için yakın zamanda darbe girişiminde bulunacağı iddialarını işledi. 15 Temmuza gelindiğinde Türk toplumunun ERDOĞAN’ı destekleyen kısmı, ordu içerisinde Cemaat mensubu olduğu iddia edilen askerlerin her an bir darbe girişiminde bulunabileceği konusunda ikna edilmişti[5] [6] [7].

 

Fatma Sibel YÜKSEK Şubat 2016’da, istihbarat haber sitesi “acikistihbarat.com” da, ERDOĞAN’ın başkanlık hedefine ancak bir darbe teşebbüsünü manipüle ederek kavuşabileceği ile ilgili bir yazı yayımladı[8]. YÜKSEK, kendini Ulusalcı olarak tanımlayan ve birkaç yıl önceki Ergenekon davalarında şüpheli konumunda olan birisiydi. Yazının başlığı oldukça ilginç: “RTE’nin darbeyle Başkan olma umudu”.

YÜKSEK yazısında Bütün siyasi kariyerini darbe söylentilerine borçlu olan adam, Ben gidersem devlet yıkılır diyor… Birileri adeta darbe olması için seferber olmuş, kamuoyunu bu işe sinsice hazırlayacak sağdan, soldan, ulusalcılardan, MHP ve AKP’lilerden müteşekkil ekipler bile oluşturulmuş. Belli ki bir darbe kimine ilaç gibi gelecek. Tayyip Erdoğan’ın üstün başarılarla dolu siyasi kariyerine bir de  “darbeyi alt eden lider” sıfatını eklemekten daha güzel ne olabilir?” ifadelerini kullanarak süreci özetliyor.

Solda, Sözcü gazetesinin “FETÖ’cü Generallerin TSK’nın üst komuta kademesinde olduğunu” iddiasına yer veren bir manşeti görülüyor. ERDOĞAN’ı desteklemek için ya da ondan korkulduğu için kullanılan bu kasıtlı, agresif ve muğlâk dil, demokrasiye, hukuka ve laik değerlere bağlı olan ve maalesef 15 Temmuz 2016’dan sonra tasfiye edilen binlerce askeri personeli sinsice hedef aldı.

2016 yılında iddialar ve suçlamalar yeni bir şekle büründü. Cemaat mensubu olduğu iddia edilen subayların tek kurtuluşunun bir darbe olduğu ve bu konuda hazırlık yaptıklarına yönelik köşe yazıları, manşetler ve haberler yayınlanmaya başladı[9] [10]. Aşağıda, “Odatv”nin, ERDOĞAN yanlısı “Akit” gazetesinin “Çok tehlikeli oyunlar oynanıyor” iddiasını haber yapan manşeti görülüyor.

Bu yeni propaganda dalgasına somut bir örnek, yandaş medyanın tanınmış bir “tetikçisi” olan Fuat UĞUR’dan geldi. ERDOĞAN yanlısı “Türkiye” gazetesinde 2 ve 21 Nisan 2016 tarihlerinde yayımlanan iki makalesinde UĞUR, Cemaat mensubu subayların darbe planladığını iddia etti[11].

 

 

Onları bir kez daha uyarıyorum. Devlet onları izliyor. Türk Silahlı Kuvvetleri, Hükümet, Polis, Halk, Politikacılar ve Sivil Toplum Örgütleri, yani devlet istihbaratı ile onların bir suç işlemesini bekliyor. O zaman hepsi tek tek tespit edilecekler.”[12]

 

PERİNÇEK ile birlikte hareket eden ve Hava Kuvvetlerinden emekli bir subay olan, Balyoz davası sanıklarından Osman BAŞIBÜYÜK de bu yönde iddialar içeren bir yazı yazdı. 8 Mart 2016 tarihinde “Odatv” de yayımlanan makalesinde BAŞIBÜYÜK, Cemaatin köşeye sıkıştığını ve onlar için tek kurtuluşunun darbe olduğunu iddia etti ve Güneydoğuda büyük zorluk ve fedakârlıklarla görev yapan binlerce askeri personele çirkin bir iftira attı.

Anlaşılan o ki Cemaatin fazla zamanı kalmadı. Ne yapacaksa YAŞ kararları öncesi, Ağustos ayına kadar yapacak… Mevcut durumda TSK içindeki Cemaatçi kadrolar terörle mücadeleye katkıdan çok zarar vermektedir. İşte bu gerçeğin farkına varan Hükümetin, PKK terörünü bitirmek ve darbe tehlikesini önlemek amacıyla Ağustos ayı öncesi TSK’da paralel tasfiyesine başlayacağı gözüküyor. Tüm işaretler bu yönde. Sürpriz olmasın.”[13]

 

Bu propaganda bilinçli bir şekilde sosyal medyaya da devam ettirildi. Çarpıcı bir örnek ERDOĞAN’ın seçim kampanyalarının koordinatörü Erol OLÇOK’tan geldi. OLÇOK 10 Temmuz 2016’da “Fotoğraf & Siyaset” adlı Twitter hesabından bir seri mesaj yayımladı.

Aşağıda görülen mesajlarda, ERDOĞAN’ın yakında ordudaki Kemalistler, Laikler ve Cemaat mensuplarına karşı dev ve yıkıcı bir operasyon yapacağı yazıldı. Bu operasyondan sonra ERDOĞAN’ın Hilafeti kurmak ve Orduyu nihai olarak ele geçirmek için hiçbir engelin kalmayacağı belirtildi.

 

OLÇOK’un mesajları diğer AKP yandaşları tarafından da Twitter’daki hesaplarda paylaşıldı. AKP trolleri “eski_İstanbulum” adlı Twitter hesabı aynı gün mesajı tekrarladı[14]. AKP’nin İstanbul’daki milisleri olan “Osmanlı Ocakları” Başkanı Furkan GÖK 15 Temmuz günü paylaştığı mesajda “Askeriyedeki batılı ve paralel olanlar, ölümünüz yakındır, bekleyin ve görün!” mesajını attı[15].

Darbe iddiaları gazete sütunlarını işgal ederken, Ağustos 2016 Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısı da sürekli gündemde tutuldu. YAŞ’ta binlerce Cemaat mensubunun ordudan atılacağı propagandası yapıldı. Sağdaki manşette görüldüğü gibi “Odatv”; YAŞ’ta hangi personelin tasfiye edileceğini önceden yazdı.

“Odatv”nin solda görülen haberinde olduğu gibi, ERDOĞAN yanlısı gazeteci Rasim Ozan KÜTAHYALI “Cemaat mensuplarının ordudan temizlenmesine karşı direnmesi durumunda Genelkurmay Başkanı Hulusi AKAR’ın istifa etmesi gerekeceğini” söyleyerek AKAR’ı açıkça tehdit etti. KÜTAHYALI’nın yazısı, Hulusi AKAR’ın Hükümet tarafından dikte edilen tasfiyeleri destekleme konusundaki kararsızlığını hedef aldı. Yandaş Hükümet medyası AKAR’ı, ya Hükümetin hukuksuz tasfiye taleplerini yerine getirmeye veya istifa etmeye çağırdı.

2016 Temmuz ayı başlarında İzmir Savcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında amiraller de dâhil olmak üzere bazı subaylar için “ilk dalga” tutuklama kararları verildi. Gerekçe görünüşte “Orduda Casusluk Skandalı” ile ilgili bir soruşturma ile ilgiliydi[16]. Hükümetin yandaş medyası, bu subayları hedefe aldı ve bunun “büyük operasyonların” sadece bir başlangıcı olduğu propagandasını yaptı.

[1] https://rsf.org/en/news/media-ownership-monitor-government-control-over-turkish-media-almost-complete

[2] https://www.thepressproject.gr/article/103933/O-mixanismos-propagandas-tou-Erntogan-kai-o-elegxos-ton-MME

[3] http://www.dha.com.tr/bakan-zeybekci-gebertin-bizi-diye-yalvaracaklar_1294681.html

[4] http://www.hurriyet.com.tr/ak-parti-il-baskanindan-fetoculere-agac-koku-yesinler-40242531

[5] http://www.ahaber.com.tr/gundem/2015/05/29/hanefi-avci-tskda-temizlik-yapmamak-ulkeye-ihanettir

[6] http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ordu-icindeki-fethullahci-general-ve-albaylari-isim-isim-biliyorum-40082175

[7] http://t24.com.tr/haber/aksam-biri-kuvvet-komutani-40- general-ve-amirel-paralel-yapidan,262556

[8] http://acikistihbarat.com/Haberler/1092-Yazilar-RTE

[9] http://www.star.com.tr/yazar/Cemaatin-tek-kurtulusu-darbe-yazi-1094903

[10] http://www.medyagundem.com/genc-fetocu-subaylar-tedirgin/

[11] http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/fuat-ugur/590844.aspx

[12] http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/fuat-ugur/591124.aspx

[13] http://odatv.com/cemaatin-tek-kurtulusu-darbe-0803161200.html

[14] https://twitter.com/eski_Istanbulum/status/752223323703152640

[15] https://twitter.com/furkangok1920/status/753850420859052032

[16] http://www.ulusalkanal.com.tr/m/gundem/izmir-merkezli-operasyon-h110714.html