Yabancı Uzman Görüşleri

Diğer ülkelerden uzmanların 15 Temmuz hakkındaki görüşleri KILIÇDAROĞLU’nu ve bu çalışmadaki bulguları destekler nitelikte.

Örneğin, Alman İstihbarat (BND) şefi Bruno KAHL[1] ve İngiltere Parlamentosu Raporu[2], 15 Temmuzun ordu içindeki GÜLEN’ciler tarafından yapıldığı konusunda Türk hükümetinin Avrupa hükümetlerini ikna edemediğini açık şekilde belirtti.

Alman istihbarat uzmanı ve yazar Erich Schmidt-EENBOOM Alman resmi televizyon kanalı ZDF’de, darbe teşebbüsünün arkasında ERDOĞAN’ın olduğunu ifade etti. Bu iddiasını CIA ve BND istihbarat raporlarına dayandırdığını belirtti[3].

Farklı ülkelerden birçok politikacı, akademisyen ve stratejist, ERDOĞAN tarafından anlatılan15 Temmuz hikâyesinin ikna edici olmadığını belirtti, ERDOĞAN’ı ülkenin demokrasisini ve iç huzurunu yıkmak için böyle bir felaketi umarsızca istismar ettiği için eleştirdi.

 

Kimler Yargılanmalı?

Bu çalışmanın yazarları, 15 Temmuzdaki girişime ya da olaylara katılmış tüm asker ve sivil kişilerin mutlaka yargılanması gerektiği konusunda hemfikirler. Ancak yargılamaların mutlaka adil şartlarda yapılması gerektiğine inanmaktalar.

Adaletin tam ve vicdanları tatmin edecek şekilde tecelli edebilmesi için, yukarıda belirtilen asker ve sivil kişilerin yanında 15 Temmuzdan önce planladıkları “Kendine Kendine Darbe”yi (self-coup), o gün uygulamaya planlayanların da mutlaka yargılanması gerekir.

ERDOĞAN, YILDIRIM, FİDAN, PERİNÇEK, AKSAKALLI ve onların ordu, bürokrasi ve başka yerlerdeki işbirlikçileri ve tetikçileri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını ortadan kaldırmak ve ülkenin rejimini demokrasiden diktatörlüğe dönüştürmek maksadıyla darbe planlamak, başlatmak ve manipüle etmekten, yüzlerce vatandaşımızın hayatını kaybetmesinden ve yaralanmasından dolayı mutlaka yargılanmalıdır.

Ordunun üst komuta kademesinde yer alan, AKAR, GÜLER ve DÜNDAR gibi komutanların, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanının 15 Temmuz olaylarından hemen önceki ve olaylar esnasındaki muğlâk, şeffaf olmayan, sorumluluklarını ağır şekilde ihlal eden söz, tutum ve davranışları incelenmeli ve soruşturulmalıdır.  Bu kişilerin 15 Temmuzdaki söz, tutum ve davranışları, Ordu içindeki belirsizlik ve karmaşanın artmasına ve neticede ülke içinde yaşanan kaosun derinleşmesine neden olmuştur. Ayrıca bu kişiler, 15 Temmuzda ERDOĞAN’ın devreye koyduğu “Kendine Karşı Darbe” organizasyonundaki rollerinin ortaya çıkarılması için mutlaka yargının karşısına çıkarılmalıdır.

Aksi halde devam eden yargılamalar eksik kalacak, gerçekler ortaya çıkarılamayacak, adalet tecelli etmeyecek, ERDOĞAN’ın kendi emelleri için kullandığı bir araç olmaktan öteye geçemeyecektir.

 

15 Temmuzda ERDOĞAN Kazandı, Türkiye Kaybetti

15 Temmuzda ERDOĞAN kazandı fakat Türkiye kaybetti. Ödenen ilk bedel çok ağır oldu. 248 kişi hayatını kaybetti ve binlerce kişi yaralandı. Ancak 15 Temmuzun kalıcı hasarı çok daha büyük oluyor. Defalarca uzatılan “Olağanüstü Hal” ülkede demokrasisinin özünü ve ruhunu ciddi şekilde zedeledi. ERDOĞAN’ın 15 Temmuzdan sonra başlattığı, ülkemizin ve milletimizin tarihindeki en büyük tutuklama ve ihraç dalgaları ülkeyi tam bir felakete sürüklüyor.

Olayları takip eden üç gün içerisinde 50.000 kamu görevlisi görevden uzaklaştırıldı[4]. 50.000 kişinin soruşturmasının bu kadar hızlı yapılması mümkün değil. Açıkça görülüyor ki, bu listeler darbe girişiminden aylarca önce AKP, MİT, Emniyet, Bakanlıklar TSK’da görev yapan bazı kişiler tarafından yasadışı yollarla hazırlandı ve yüz binlerce insan fişlendi. Fişlemeler 15 Temmuzda olaylar başladığı andan itibaren ihraçlar ve tutuklamalar için kullanıldı.

Anayasa ve Kanunlar defalarca çiğnendi. Hukukun üstünlüğü geri dönülemez bir şekilde ayaklar altına alındı. İnsan hakları ihlalleri Türkiye hatta dünya tarihinde görülmemiş boyutlara ulaştı. Anayasa ve Kanunlara açıkça aykırı olan çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler, kritik devlet organlarının yıkıma neden olacak şekilde yeniden yapılandırılması ve 150.000 civarında kamu görevlisinin tasfiyesi felaketin boyutlarını gözler önüne seriyor.

Silahlı Kuvvetler, üst rütbeli generallerinin ve subaylarının çoğunu, en kritik uzmanlarını, yıllardan bu yana gelen deneyimlerini ve en önemlisi kurum içi güveni telafisi mümkün olmayacak şekilde kaybetti. Buna rağmen ERDOĞAN, 15 Temmuzu takip eden günlerde travma yaşayan bir orduyu ilginç bir şekilde Suriye’nin içine itti, askeri operasyonu aceleye getirdi. ERDOĞAN böylece, bakışları 15 Temmuzda yaşanan olaylardan girilen bir savaşa çevirdi, İŞİD ve El Kaide’ye yardım ettiğine yönelik suçlamaların üzerini örtmek istedi, antidemokratik uygulamalarını eleştiren Batı demokrasisine karşı yeni bir koz ortaya çıkardı.

ERDOĞAN, BAHÇELİ ve destekçileri, 15 Temmuz´u, parlamenter sistemin terk edildiği 16 Nisan 2017 referandumu için bir bahane olarak kullandı. Meclis ve Halk, 21. Yüzyılda, ERDOĞAN’ın sultanlığını ve diktatörlüğünün yolunu açan yetkilere sahip bir Başkanlık Sisteminin gelmesi için oy kullandı. ERDOĞAN, Yüksek Seçim Kurulu tarafından yapılan kanunsuzluk sonucunda ve ciddi yolsuzluk iddiaları arasında bir zafere daha ulaştı[5]. Ülke demokrasiden diktatörlüğe geçiş yaptı[6].

ERDOĞAN, 15 Temmuz olaylarında tutuklanan kişiler için idam cezası istedi. Aslında “Kanunların geriye yürümesi” (Ex post facto law) Türk Anayasası da dâhil olmak üzere tüm modern yargı sistemlerinde yasaklandığından, idam getirilse dahi 15 Temmuz sanıklarının idam edilemeyeceğini ERDOĞAN’da biliyor. Ancak ERDOĞAN oluşturduğu korku imparatorluğuna idam cezası ile bir boyut daha ekleyerek, halen susmayan siyasi ve entelektüel muhalefetin üzerindeki baskıyı bir kademe daha artırmak istiyor.

ERDOĞAN’a koşulsuz destek veren ulusalcı Vatan Partisi Başkanı Doğu PERİNÇEK’in, SADAT’ın ve onlara hizmet eden emekli/muvazzaf askerlerin ERDOĞAN’ın zaferlerindeki payını da unutmamak gerek. Binlerce masum devlet memurunun ve ATATÜRK’ün kurduğu devletinin temellerine bağlı askeri personelin tasfiye listeleri, 15 Temmuzdan çok önce, PERİNÇEK, SADAT ve ASDER ile onların Silahlı Kuvvetler içerisindeki yandaşları ve AKP teşkilatındaki militanları tarafından hazırlandı.

PERİNÇEK’in emekli olan ve halen aktif görevde olan asker yandaşları, SADAT,  ASDER, İHH, İBDA-C’nin Ordu içindeki yandaşları ile işbirliği yaptılar. Hiçbir yasal ve somut veriye dayanmadan, yasalara aykırı olarak fişleme yapıldı. Ergenekon ve Balyoz davalarında yargılanmamış veya adı geçmeyen tüm generaller ve kurmay subaylar büyük ihtimalle cemaatçi olarak fişlendi. Bu listeler MİT ve Emniyet’e aktarıldı. Aktarılan binlerce isim otomatik olarak ByLock listelerine eklendi.

Başka hiçbir yasal dayanak olmadan, sadece kurgulanmış bu listelere dayanılarak binlerce insan ihraç edildi, tutuklandı, terör örgütü üyeliğinden yargılandı ve işkence gördü.

PERİNÇEK askerlerin tasfiye listelerinin Ordu içerisindeki destekçileri tarafından hazırlandığını farklı ortamlarda açıkça itiraf etti[7]. Emekli Albay Mustafa ÖNSEL’in, ERDOĞAN yakınlığı ile bilinen Habertürk kanalında yaptığı konuşma da tam bir itiraf niteliğinde oldu[8].

Kendisi gibi düşünmeyen herkesi, ERDOĞAN gibi, dış mihraklara hizmet etmekle suçlayan PERİNÇEK Rusya’ya çok büyük hizmetler yaptı. ERDOĞAN ve PUTIN arasındaki yakınlaşmanın mimarı oldu. PERİNÇEK ve destekçileri, ERDOĞAN ve destekçileri ile birlikte, Batıyı, AB’yi ve NATO’yu sürekli olarak Türk halkının ölümcül düşmanları olarak nitelendirdiler. NATO’yu terörizmi destekleyen bir organizasyon olarak gösterdiler[9].

PERİNÇEK, bir Rus uçağının Türk F-16´sı tarafından Kasım 2015’te vurulmasından kısa bir süre sonra bir grup ulusalcı-emekli General ve Amirali, Rusya ve Türkiye arasında arabuluculuk yapmak için Moskova’ya gönderdi. Giden heyet, yakında Türkiye’de bir darbe teşebbüsü olursa bunun Amerikan girişimi olacağı mesajını verdi. Sonunda PUTIN ve yakın çevresini ERDOĞAN ile anlaşmaya ikna ettiler[10]. PUTIN’in yakın müttefikleri; Konstantin MALOFEYEF ve Aleksandr DUGIN, bu ziyaretin Rusya ve Türkiye arasındaki yeni anlaşmanın önünü açan bir dönüm noktası olduğunu belirtti. Yeni anlaşma, ERDOĞAN’ın düşürülen Rus savaş uçağı için özür dilemesi üzerine inşa edildi[11]. AKP Hükümetinin Angajman Kuralları gereği, bizzat Orgeneral Abidin ÜNAL tarafından verilen direktifle düşürülen uçağın failleri “Ordu içindeki FETÖ’cüler” olarak ilan edildi.

[1] http://www.reuters.com/article/us-turkey-security-germany-idUSKBN16P0LQ

[2] http://stockholmcf.org/british-parliaments-foreign-affairs-committee-gulen-not-responsible-for-the-july-15-coup-attempt/

[3] https://www.turkishminute.com/2017/04/03/german-intel-expert-says-ERDOĞAN-behind-failed-coup-based-cia-bnd-reports/

[4] http://www.hurriyet.com.tr/kamuda-deprem-49-bin-337-kisi-gorevden-alindi-40154803

[5] https://www.bloomberg.com/politics/articles/2017-04-18/the-fraud-claims-tainting-turkey-s-referendum-win-quicktake-q-a

[6] http://www.economist.com/news/leaders/21720590-recep-tayyip-ERDOĞAN-carrying-out-harshest-crackdown-decades-west-must-not-abandon

[7] https://www.youtube.com/watch?v=-MVsf2O5lIA

[8] https://www.youtube.com/watch?v=n-IGieQl_QI

[9] https://www.aydinlik.com.tr/politika/2017-mart/adim-adim-nato-krizi#!

[10] https://vimeo.com/178445727

[11] https://www.youtube.com/watch?v=IWkHihbiYDw