Takdim

15 Temmuz 2016 gecesi Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) askerleri, araçları, tankları sokaklara çıktı, F-16 savaş uçakları Ankara ve İstanbul semalarında uçtu, İstanbul’daki köprülerde araç trafiği engellendi. Özellikle İstanbul’da ve Ankara’da büyük meydanlarda ve caddelerinde tam bir kargaşa yaşandı. Yaşanan kargaşa yüzlerce can kaybına yol açarken, binlerce vatandaşımız da yaralandı.

TRT ekranlarında[1] TSK’nın yönetime el koyduğuna dair bir bildiri yayınlandı. Bu bildiride amacın; “…vatanın bölünmez bütünlüğünü, milletin ve devletin bekasını devam ettirmek, … Laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti ilkesi üzerine oturan Anayasal düzeni yeniden tesis etmek, devletimizin ve milletimizin kaybedilen uluslararası itibarını yeniden kazanmak…” olduğu belirtildi.

Cumhurbaşkanı ERDOĞAN, 20 Temmuz 2016’da, başarısız bir darbe girişimi olarak nitelendirdiği olayları sebep göstererek, polis ve yargı makamlarının yetkilerini son derece genişleten Olağanüstü Hal (OHAL)’in ilan edildiğini yurda ve dünyaya duyurdu. OHAL kapsamında alınan tedbirler sonucunda şu ana kadar; 145.711 kamu görevlisi ihraç edildi, 122.254 vatandaş gözaltına alındı ve 56.648’i tutuklandı. 274 gazeteci hapse atıldı ve 149 medya organı kapatıldı[2]. Türkiye basın mensuplarını/gazetecileri hapsetme konusunda dünya lideri oldu[3]. 8.573 akademisyen, 4.424 hâkim/savcı[4], 160 general [5], 10.798 subay/astsubay ve 16.409 askeri öğrenci tasfiye edildi. TSK’ da görev yapan tüm kurmay subayların yaklaşık %90’ı görevden atıldı.

carlos-latuff-cartoon-rte
Carlos Latuff

ERDOĞAN, başlangıçta üç ay sonra kaldırma sözü verdiği OHAL’i, üçüncü kez Temmuz 2017 tarihine kadar uzattı. ERDOĞAN’ın  “…Olağanüstü Hal Türkiye’de bütün işlerin çok daha sağlıklı bir şekilde yürümesine yönelik atılmış bir adımdır… Her şey huzura kavuşmadan OHAL’i kaldıramayız.”[6] sözleri OHAL’in ERDOĞAN iktidarda kaldıkça devam edeceğini gösteriyor. Çünkü OHAL, ERDOĞAN ve AKP Hükümetine ülkeyi kanun yerine geçen kararnameler ile yönetme imkânı veriyor, ERDOĞAN’a sınırsız ve kontrolsüz bir güç sağlıyor. Böylece ERDOĞAN, kendisine muhalif olan unsurları sorunsuz ve hızlı bir şekilde ortadan kaldırıyor veya etkisiz hale getirebiliyor. OHAL Kanun Hükmünde Kararnameleri (KHK’lar), Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM) ve Anayasa Mahkemesini devre dışı bırakarak, keyfi tedbirlerin alınmasına olanak veriyor. OHAL tedbirleri, darbe girişime karşıymış gibi lanse edilirken, ironik bir şekilde Türkiye’deki demokrasiyi adım adım yok ediyor. Alınan önlemler, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve ülkedeki temel hak ve özgürlükleri ciddi şekilde sekteye uğratıyor. ERDOĞAN ve Hükümeti, fırsatçılık yaparak, Türkiye’nin yönetim şeklini kendi arzuladıkları şekilde dönüştürmek için yaşanan bu çalkantıdan fazlasıyla ve sinsice yararlanıyor.

BAHÇELİ’nin de desteğini arkasına alan ERDOĞAN ve AKP, 16 Nisan 2017’de yapılan tartışmalı bir referandumu kazandıklarını ilan etti. “Adaletsiz seçim kampanyası koşulları”, “seçmenleri korkutmak için idarenin aldığı tedbirler”, “milyonlarca mühürsüz/sahte oy pusulası” ve “Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından Anayasanın ve yasaların açıkça çiğnenmesi”, referandum koşullarını en iyi yansıtan ifadeler olarak hatırlanacak. Referandum sonucunda ülkemizin zaten ağır darbe almış demokratik parlamenter sistemi tamamen ortadan kaldırıldı. ERDOĞAN’ın Anayasa’ya ve yasalara aykırı olarak sürdürdüğü “de fakto” tek adam rejimi meşru bir kılıfa büründürüldü, Türkiye’nin yönetim şekli diktatörlüğe dönüştürüldü. 16 Nisan 2017’de yaşananlar 15 Temmuz 2016’da yaşananları hatıra getiriyor.

Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan bu yana farklı tarihlerde beş darbe yaşadı. Türk Silahlı Kuvvetleri 1960 ve 1980’de hükümeti devirdi ve yönetime el koydu. Askerler 1971 ve 1997’de, ülkenin kontrolünü ele almadılar ancak hükümeti istifaya zorladılar. 15 Temmuz 2016 olaylar ise çok farklı şekilde gelişti. CHP Genel Başkanı Kemal KILIÇDAROĞLU 15 Temmuzda yaşananları defalarca “kontrollü bir darbe” olarak nitelendirdi. ERDOĞAN bu iddiayı sürekli reddetti ancak Türk kamuoyunu ve uluslararası toplumunu ikna edemedi. ERDOĞAN, Hükümet yetkilileri, ERDOĞAN medyası ve onlarla işbirliği yapanlar, 15 Temmuzda yaşananları anlatırken çoğu kez kendileri ile çeliştiler, yüzlerce yalan söylediler.

Birçok açıdan kurgulandığı anlaşılan darbeye ilişkin halen yanıtlanmayan yüzlerce soru var. Birçok kritik ayrıntı aradan geçen bunca zamana rağmen henüz aydınlığa kavuşturulmadı. Ne konuyu araştırmakla görevli Türkiye Büyük Millet Meclisi Araştırması Komisyonu ne de devam etmekte olan davalar/duruşmalar tatmin edici yanıtlara ulaşmaya olanak veriyor. 15 Temmuz 2016’da yaşanan olaylarla ilgili belirsizlikler aradan geçen bunca zamana, TBMM tarafından kurulan komisyonunun yayınladığı rapora, darbe iddialarıyla ilgili açılan onlarca davaya ve yargılanmaların başlamasına rağmen aydınlatılabilmiş değil. Sanki gün geçtikçe olayların üzerindeki sis perdesinin biraz daha kalınlaşması isteniyor.

Bu çalışma 15 Temmuz 2016’da yaşananların daha iyi anlaşılmasını amaçlayan mütevazı bir gayretten ibarettir. Hiçbir şekilde, tam adil olarak yürütülmesi gereken 15 Temmuz yargı sürecini etkilemek amaçlanmadı. Çalışma hazırlanırken sosyal medya ortamında yer alan, herkese açık veriler toplandı, derlendi ve analiz edildi. Resmi konuşmalar, basın bültenleri/raporlar, iddianameler, tanık/şüpheli ifadeleri, olayların geçtiği birimlerde önceden görev yapmış kişiler tarafından analiz edildi. Kritik olaylar, detaylı bir zaman çizelgesinde kronolojik olarak tekrar dizildi, olaylar ve kişiler arasındaki ilişkilere ulaşılmaya çalışıldı. Bu yöntemle, günümüze kadar cevapsız kalan bir takım önemli sorulara cevaplar bulunarak 15 Temmuzun arka planına ışık tutulması hedeflendi. Olayları kurgulayan gerçek aktörlerin kim oldukları, darbeyi kurgulamaktaki amaçları ve motivasyonları gibi olguların ortaya çıkarılması hedeflendi. Çalışma esnasında, ERDOĞAN’ın olaylardan önceki farkındalığı, olaylardaki rolü, TSK ve diğer devlet birimlerdeki destekçileri ile olaylar esnasındaki ilişkileri gibi bazı kritik hususlar yakından incelendi.

Bu çalışma, 15 Temmuz 2016’da yurt dışında görevde bulunan, olayların planlanmasında veya icrasında hiçbir rolleri olmayan, ancak AKP Hükümetinin yaygın ve kapsamlı cadı avı neticesinde, herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin ve savunma hakkı tanınmaksızın görevlerinden ihraç edilen bazı resmi devlet görevlileri tarafından hazırlandı. Çalışmayı hazırlayanlar; Ulusal Önderimiz ATATÜRK tarafından, laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olarak kurulan Türkiye Cumhuriyetine tam bağlıdırlar. Kimin tarafından ve hangi amaçla yapılırsa yapılsın, demokrasiye ve demokratik değerlere karşı yapılan her türlü darbeye,  müdahaleye veya tertibe her koşulda karşıdırlar.

Bu çalışmanın ulaştığı en temel bulgulardan birisi şudur: ERDOĞAN, YILDIRIM, sorumlu Bakanlar, FİDAN, AKAR, Kuvvet Komutanları, AKSAKALLI ve bu kişilerle TSK içinden ve dışından işbirliği yapanlar, tam olarak ne yaşandığını kasıtlı olarak gizliyorlar, birçok konuda açıkça yalan söylüyorlar ve gerçeklerin tam olarak ortaya çıkmasını istemiyorlar

[1] http://blog.milliyet.com.tr/27-nisan-e-muhtirasi-metni-ve-15-temmuz-darbe-bildirisi-metni-benzerlikleri/Blog/?BlogNo=537536

[2] http://turkeypurge.com/ (3 Haziran 2017 tarihi itibariyle)

[3] http://tutuklugazeteciler.blogspot.de/

[4] Bu sayı, Türk adli sisteminde görevli toplam hâkim ve savcı sayısının yaklaşık üçte birini yansıtmaktadır.

[5] Türk Silahlı Kuvvetlerinde yaklaşık 350 General bulunmaktaydı.

[6] http://www.ntv.com.tr/turkiye/cumhurbaskani-erdogandanohal-aciklamasi,gQvv1fx4wUCr6bJQhLBQMw